18 11 2012

FARKINDA MISINIZ?

Neredeyse her gün gazete manşetlerinde yer alan “ kadına saldırı “ haberlerini kanıksamaya başladık. Kimi zaman evde, kimi zaman sokakta, kimi zaman işyerinde saldırıya uğrayan kadın haberlerini şöyle bir okuyup geçiyoruz. Oysa kadına saldırı çok büyük bir toplumsal sorun haline gelmeye başladı. Yasalarımızdaki kadına saldırı cezalarının caydırıcı olmamasına, birde ceza indirimi denen anlamsız uygulama eklenince maalesef ortaya çıkan sonuç kaçınılmaz oluyor; her köşe başında saldırıya uğrayan kadınlar, sokakta, caddede boğazlanan kadın resimlerinin yer aldığı gazete manşetleri ve kameralar karşısında ağıtlar yakan; kadın yakınları… Nedense bir günde ya da bir gecede istediği yasayı çıkaran iktidarın hiç aklına gelmez; kadın cinayetlerinde cezaların arttırılarak herhangi bir ceza indiriminden faydalanmasını engelleyen yasalar çıkarmak. Öyle ya onlara göre kadın kendisine çizilmiş yaşam alanları içerisinde yaşar, kendisine yüklenmiş görevleri yerine getirirse, cinayet falan işlenmez. Hatta bırakın cinayeti en küçük bir saldırı dahi olmaz. Henüz hafızalarımızda çok taze; bir rektörün tecavüzler ile ilgili yapmış olduğu açıklama… Ve bir başbakanın; kadının yeri evidir sözü hala çınlar kulaklarımızda. Söze geldi mi; Cennet anaların ayağı altında derler ama anaları ayaklar altında ezerler. Hele bir “hak” desin, “hukuk “ desin ,” kadınım, insanım” desin bak bakalım; kaç cop iner kafasına, ne kadar biber gazı solur ciğerlerine? Ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi bu konuda da duyarsız bir toplumuz. Konuya yaklaşımımız iktidardan farklı değil. Kadınlar başımızın tacıdır deriz; ama zerre kadar önemsemeyiz. Konuştu mu sus, yürüdü mü dur, deriz. Daha bebekken oyun olsun diye, toz bezi tutuşturulur ellerine, erkek çocuğunun oyuncağı ise daima bir tabanca olur. İlkokulda başlar ayrılık; kızlar şuraya, erkekler buraya oturacak derler. Kızlar şu oyunları oynayacak, erkeler ise bunları. Onların adına karar verilmeye başlanmıştır artık. Nerede oturacak, nered... Devamı

18 11 2012

NE OLACAK ŞİMDİ?

NE OLACAK ŞİMDİ? Boşuna dememişler; büyük lokma ye, büyük laf konuşma… Bu halkın varoluş bayramını kutlamasına izin vermek istemediniz. Cumhuriyete, laikliğe, Atatürk’e sahip çıkmasından rahatsız oldunuz. Meydanlara inip ” Mustafa Kemal’in Askerleriyiz, Yaşasın Laiklik, Yaşasın Cumhuriyet” diye haykırmasından korktunuz. Önüne engeller, barikatlar kurdunuz. Ancak onlar bir çırpıda aştı; oluşturduğunuz engelleri .Yıktı geçti ;kurduğunuz barikatları ve asla zarar vermedi kendisine cop sallayan, biber gazı sıkan, gaz bombaları atan emir kullarına. Sadece oluşturulmuş engelleri aştıktan, kurulmuş barikatları yıktıktan sonra; gülümseyerek baktı gözlerine… Ve onların sessiz çığlıklarını hissetti yüreklerinde “ Bizde Mustafa Kemal’in Askerleriyiz…” Hepsinden olmasa da birçoğundan duydu, bu kısık sesi… Halkın bayramını, halka yasaklamaya kalkmanın bedelini ağır ödediniz. Halk sizi dinlemedi, yok saydı. Orada değil, burada toplanacaksınız dediniz; olmadı. Halk Ulus’ta 1. Meclis önünde toplandı. Oraya değil; buraya yürüyeceksiniz dediniz; olmadı. Halk Anıtkabir’e yürüdü. Barikatlar kurdunuz, yıktı geçti. Sonra üç kuşak meydanlarda olan insanları anne-baba, çocuk ve torunları; marjinal ilan ettiniz, Ergenekoncu dediniz. Resmi, anayasal kuruluşları yasadışı olmakla itham ettiniz. 90 yaşındaki insanı, tekerlekli sandalyedeki özürlüyü, kucağındaki çocuğuyla meydanlara inen anneyi; illegal örgüt mensubu olmakla suçladınız, kimse size inanmadı; güldü geçti insanlar. Polis görevini yapmadı;dediniz, ne demekse? Daha ne yapacaktı polis? Biber gazı sıktı; dağılmadı halk. Gaz bombası attı; umursamadı insanlar. Tonlarca basınçlı su sıktı; bana mısın demediler. Üz... Devamı

18 11 2012

SORMAK İSTİYORUM.

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır emniyet müdürünün yazılı ve görsel medya önünde sarf ettiği sözler oldukça ilginç. Bu ülkede ölen teröristlerin ardından ağlamayan insan; insan olamaz, diyor. Toplumun büyük bir kesiminde infial yaratan bu sözleri söylen kişinin, siyasi iradenin desteğini almadan böyle bir şey yapabileceğini düşünebilmek mümkün değil. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç başta olmak üzere bazı AKP’li bölge milletvekillerinin emniyet müdürünü destekler nitelikteki açıklamaları bu düşünceyi doğruluyor; ancak gel gör ki başbakanın beklenmedik bir çıkış ile emniyet müdürünü azarlaması insanların kafasını karıştırdı; ama merak etmeyin, bu işin kokusu yakında çıkar. Hele bir cumhurbaşkanı da açıklama yapsın… Biz şimdi başa dönelim; Diyarbakır emniyet müdürünün tanımına göre kim insan ya da kim insan değil anlamaya çalışalım. İlk aklımıza gelen; şehit ve gazi aileleri ile onların yakınları oluyor. Bu insanların ölen teröristlerin ardından ağlamayacağı kesin. O zaman Diyarbakır emniyet müdürüne göre bu insanlar; insan değil. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç ve emniyet müdürünü destekler nitelikte açıklamalar yapan diğer AKP’li milletvekillerine göre de durum aynı… Şimdi sormak istiyorum; şehit ve gazi dernekleri bu konu ile ilgili ne yaptı? Diyarbakır emniyet müdürü ve onu destekleyen milletvekilleri hakkında herhangi bir yasal işlem başlattı mı? Eğer başlatmadıysalar, neyi bekliyorlar? Diyarbakır emniyet müdürü ile onu destekleyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve diğer AKP’li milletvekillerinin şehit ve gazi yakınlarına ana avrat sövmesini mi? Aynı şekilde Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da, ölüm tehlikesiyle görev yapan askerin, polisin; teröristlerin ölümünün ardından ağlayacağını sanmıyorum. Vali, kaymakam, öğretmen ve diğer kamu çalışanlarının da ağlayacağını sanmıyorum. Dolayısı ile Diyarbakır emniyet müdürü ile Bülent Arınç ve diğer destekçilerine göre bu bölgede görev yapan asker, polis, vali, kaymakam, hâkim, savcı, öğretmen ve diğer tüm kamu... Devamı

18 11 2012

YAPILMASI GEREKEN

Beklenen gelişme. Türkiye’nin Suriye sınırına komşu il, ilçe ve köylerinde yaşanılan gerginlikler giderek artıyor. Yöre halkının defalarca uyarılarda bulunması, basın açıklamaları yapması, mitingler düzenlemesi AKP Hükümetini hiç ilgilendirmedi. Sonuç; Akçakale’ye düşen top mermileri ile oluşan can kayıpları… Oysa halk defalarca uyarmıştı; top seslerinden geceleri uyunmuyor, çok yakınımıza top mermileri düşüyor, burada can güvenliğimiz yok! Maalesef AKP Hükümeti yöre halkının çığlıklarına kulaklarını tıkadı. Bugün top mermilerinin düştüğü yerde can kayıpları oluşunca, AKP Hükümeti sözde hemen harekete geçerek Suriye’ye gereken dersi verdi(!) Hâlbuki sınır bölgelerimizdeki yerleşim yerlerinde ne duvarlara yapışan şarapnel parçaları yeni, ne de düşen top mermileri. Bugün yaşanılan can kayıplarının kaçınılmaz olduğu aylardır belirgin; ancak bunu görmeyen ya da görmek istemeyen, bu konuda önlem almayan AKP Hükümeti bugün meclisten sınır ötesi harekât izni istiyor. Doğal olarak da AKP iktidarının istediği ve beklediği bu muydu sorusu gündeme geliyor. Henüz top mermilerinin nereden, kimden ve nasıl geldiği belirlenmemişken ölümlerden Suriye’yi sorumlu tutmak, üstelikte saldırının kasıtlı ve düşmanca duygularla yapıldığını kabul etmek ve hemen ardından belirli noktalara top atışları yapmak iyi niyetten uzak, önceden planlanmış bir tavır gibi görülüyor. Kapılarınızı açarak, barınma, beslenme ihtiyaçlarını karşıladığınız, savaş eğitimleri verdiğiniz çapulcu sürüsünün hemen her gün, her gece sınırı geçerek katliamlar yaptığını ve yeniden kendilerine sağlanan barınma alanlarına döndüğü... Devamı

18 11 2012

KARAR...

İsimsiz ihbarlar ile başlayan, imzasız mektuplarla devam eden, sahteliği binlerce kez ispatlanmış delillerle son bulan, “Balyoz ” (sözde ) darbe davası kamu vicdanında onarılması güç yaralar açtı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın davanın başında “ ben bu davaların savcısıyım” diyerek irade beyan etmesi, bazı bakanların “ bakın görün ileride neler olacak” diyerek uzakları (bugünleri) işaret etmesi bu davaların tarafsızlığına olan güveni zaten yok etmişti. Üstelik yargılama sırasında evrensel hukuk kurallarına uyulmaması, savunma hakkının engellenmesi davaların hukuki olmaktan çok siyasi olduğu inancını pekiştirdi. Son olarak; verilen nihai kararın ağırlığı, yargılamanın hukuki olmanın çok ötesinde; siyasi intikam niteliği taşıdığını ortaya koydu. Ne yazık ki bugün ortaya çıkan genel kanı budur. Toplum; hukukun siyasete alet edildiğini, yargı yoluyla siyasal amaçların gerçekleştirilmeye çalışıldığını düşünmeye başlamıştır. Doğru ya da yanlış; bir toplum yargının siyasallaştığına inanmaya başlamışsa ya da yargı kararlarını bu yönüyle tartışmaya başlamışsa; yani yargı kararlarının hukuki değil de siyasi olduğunu düşünmeye başlamışsa o toplumda huzur ve güvenin sağlanması çok zordur. Ortaya çıkan tabloda yanlışın büyüğü iktidarındır. Özel yetkili mahkemelerin hızla güvenirliliklerini kaybetmeye başladığı bir dönemde yasa ile kaldırılması; ancak darbe davaları olarak bilinen davalara devam etmeleri yönünde karar kılınması, bu mahkemeleri ve alacak oldukları kararları zaten tartışmalı hale getirmişti. Bu mahkemeler çizmeyi aşmışsa, hukuku kafalarına göre uyguluyorsa ki bu ifadeler başbakana aittir, o zaman darbe davaları olarak bilinen davaların bu mahkemeler tarafından yürütülerek sonuçlandırılmak istenmesinin ned... Devamı